7. Sınıf 5. Ünite

İslam Düşüncesinde Yorum Biçimleri

indir

İslam düşüncesindeki yorum biçimleri üç farklı alanda ortaya çıkmıştır. Bunlar; inançla ilgili yorumlar, fıkhî yorumlar ve tasaavvufi yorumlardır.

İslam Düşüncesinde İtikadî Yorumlar

İslam dininde gönülden bir bağlılıkla kesin olarak inanılması gereken esaslar vardır. Din anlayışı ve yorumu ne olursa olsun, İslam tarihi boyunca Müslümanlar bu inanç esaslarına temel ilke olarak inanmış ve bağlı kalmışlardır. Ancak inanç konularının bazı ayrıntılarında farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Bu farklı anlayışlara itikadî yani inançla ilgili yorumlar denir.

İslam tarihinde inançla ilgili yorum biçimlerinden ikisi bugün de Müslümanların büyük çoğunluğu itikattarafından benimsenmektedir. Bunlar Maturîdilik ve Eş’arîliktir.

Maturidîlik: İnanç konularında Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed el-Maturidi’nin görüşleri çerçevesinde oluşan ehli sünnet mezhebidir. Kurucusu olan İmam Maturidi, Türkistan’daki Semerkant şehrine bağlı Maturid köyünde tahminen 852 yıllarında doğmuştur.

Döneminin ünlü âlimlerinden dersler alan İmam Maturidi, Ebu Hanife’nin kelam anlayışının temsilcisi olarak bilinir. Bu konuyla ilgili en meşhur eseri “Kitabu’t-Tevhit”tir. Maturudi, aklı bilgi kaynağı olarak yeterince kullanmış bir İslam bilginidir. Başlıca görüşleri şunlardır:
1. Allah (c.c.) akılla bilinir fakat dinî emir ve ibadetler ise akılla bilinemez.
2. Allah’ın (c.c.) zatından ayrılmayan sıfatları vardır.
3. Cennete giden müminler, Allah’ı (c.c.) göreceklerdir.
4. Büyük günah işleyen, yaptığı günahın haram oluşunu inkâr etmedikçe dinden çıkmaz.

Eş’arîlik: Ebu’l-Hasan el-Eş’ari’nin (ö. 935), inanca ait konularda ayet ve hadislerden çıkardığı görüşlerini kabul edenlerin bağlı olduğu itikadî bir mezheptir. Eş’arilik, sünni kelam mezheplerinin en önemli temsilcilerindendir.

Bu mezhep ilk önce Irak ve Suriye’de daha sonra da Nizamiye Medreseleri sayesinde geniş bir alana yayılmıştır. Eş’ariliğin temel görüşleri şunlardır:
1. Allah’ın (c.c.) birliği, sıfatları ve isimleri konusunda ayet ve hadisler esastır.
2. Cennetlikler ahirette Allah’ı (c.c.) göreceklerdir.
3. Büyük günah işleyen günahı helal saymadıkça dinden çıkmaz.
4. Allah’ın (c.c.) zati ve subuti sıfatları vardır.

İslam Düşüncesinde Fıkhî Yorumlar

İslam dini insanlara, inanç esaslarının yanı sıra ibadet yapmayı da emretmiştir. Müslümanlar, ibadetlerin Allah (c.c.) tarafından emir veya tavsiye edildiğine inanmakla birlikte uygulama ve bazı ayrıntılar konusunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır. İslam tarihinde ibadetler ve ahlaki konularla ilgili ortaya konulan farklı uygulamalar, fıkhî yani ibadetle ilgili yorumlar olarak adlandırılır. Hanefilik, Malikîlik, Şafiîlik ve Hanbelîlik başlıca fıkhi mezheplerdir.

Hanefilik: Hanefilik, Ebu Hanife’nin (ö. 767) görüşleri etrafında oluşan ve ona nispet edilen mezhep, fıkıh ekolüdür. Asıl adı Numan b. Sâbit olan Ebu Hanife, 699 yılında Kûfe’de doğmuştur. Önceleri kelam ilminde meşhur olmuş, daha sonra fıkıh öğrenimi yapmıştır.

Kur’an-ı Kerim ve sünnetten hüküm çıkarma yönteminin oluşmasında en büyük paya sahip olan Hanefi mezhebi içtihada çok önem vermiş ve meydana gelmemiş fakat gelme olasılığı olan olaylara bile çözüm üretmiştir. Ebu Hanife, fıkhi içtihatlarını İslami ilimlerin bütün dallarından oluşturmuş olduğu büyük bir komisyonla yürütmüştür. Meseleler ortaya atılıp uzun uzun tartışıldıktan sonra ağırlık kazanan görüş çerçevesinde Ebu Hanife tarafından karara bağlanmıştır.

Ebu Hanife 800’e yakın öğrenci yetiştirmiştir. Mezhebinin sistemleşmesinde ve yayılmasında en çok pay sahibi olan öğrencileri İmam Ebu Yusuf (ö. 182/798) ile İmam Muhammed (ö. 189/805)’dir. Ebu Hanife 767 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. Hanefilik, günümüzde Türkiye, Balkanlar, Kafkasya, Türkistan, Afganistan, Pakistan, Bangladeş ve Hindistan’da yaygındır.

Malikîlik: Malik b. Enes’in (ö.795) görüşleri etrafında oluşan ve ona nispet edilen fıkıh mezhebidir. Maliki Mezhebi’nin kurucusu Ebu Abdullah Malik b. Enes Medine’de doğmuştur. Medine’nin seçkin âlimlerinden fıkıh ve hadis öğrenimi görmüştür. Kendisi de daha sonra hadiste otorite olmuş ve İslam dünyasının en meşhur hadis kaynaklarından el-Muvatta’yı hazırlamıştır.

Maliki Mezhebi, sünnetin beşiği olan Medine’de doğduğu için Medineli sahabelerin görüşlerine özel önem verir. Sahabeler, Medine’yi yurt edinip Hz. Peygamber’in hayat tarzını en güzel biçimde yaşadıkları için bu hayat tarzı Medine halkı tarafından da benimsenmiştir. Bundan dolayı Malikiler, Medine halkının yaşayışını hüküm çıkarmada bir dayanak olarak ele almışlardır.fıkıh

Maliki Mezhebi bazı Kuzey ve Batı Afrika ülkelerinde yaygındır.

Şafiîlik: İmam Muhammed b. İdris eş-Şafii’nin (ö. 819) görüşleri etrafında oluşan ve ona nispet edilen bir mezhep ve fıkıh ekolüdür. İmam Şâfii, 767 yılında Filistin’in Gazze şehrinde doğmuş, 819 yılında Mısır’da vefat etmiştir. Çocuk yaşta Mekke’ye götürülmüş ve orada dinî ilimleri öğrenmeye başlamıştır.

İmam Şafii, dinî konularda karar verirken hüküm çıkarma yöntemi olarak şöyle bir yol izlemiştir: Hükmünü aradığı meselenin çözümünü önce Kur’an-ı Kerim’de, sonra Hz. Peygamber’in sünnetinde, onlarda da bulamazsa İslam bilginlerinin ortak görüş ve kararlarında aramıştır. Burada da bir çözüm bulamadığında ise olaylar arasındaki benzerlikten hareket ederek zaman zaman kıyas metodunu kullanmıştır.

Şafii Mezhebi Mısır’da, Anadolu’nun doğu kesiminde, Kafkasya, Azerbaycan, Filistin, Seylan, Malaya ve Endonezya adalarında yayılmıştır.

Hanbelîlik: Ahmed b. Hanbel’in (ö. 855) görüşleri etrafında oluşan ve ona nispet edilen mezhep ve fıkıh ekolüdür. Hanbeli mezhebinin ilk imamı olan Ahmet b. Hanbel Bağdat’ta doğmuştur. Ahmed b. Hanbel, çok iyi bir öğrenim görmüş, ilim uğrunda birçok seyahat yapmıştır.

Hanbeli mezhebinde, meseleler çözüme kavuşturulurken önce Kur’an-ı Kerim’e sonra da Hz. Peygamber’in sünnetine başvurulmuştur. Hz. Peygamber’in sahabelerinin sözleri de icma niteliğinde kabul görmüştür. Ahmed b. Hanbel’in en ünlü eseri, binlerce hadisi içinde bulunduran “Müsned” adlı hadis kitabıdır. Günümüzde Hanbeli mezhebi daha çok Suudi Arabistan’da yaygındır.

Din anlayışı olarak ortaya çıkan yorumlar, dinin asli kaynaklarına uygun olması ölçüsünde değerli ve anlamlıdır. Farklı yorumların benimsenebilmesi için İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an ayetlerine ve Hz. Peygamberin sünnetine aykırı olmaması gerekir. Yetkin olmayan kişilerin, dini anlama usullerine uymaksızın ortaya attığı her görüş ve yorum, bir din anlayışı olarak değerlendirilemez. Bir görüşün sağlıklı bir din anlayışı olarak görülmesi için o görüşü ifade eden kişinin ilmî birikime sahip olması, dini yorumlama biçimlerine vakıf olması ve o görüşün dinin özüne ve ruhuna ters düşmemesi gerekir. Zaten günümüzde din dairesi içerisinde meşru kabul edilen yorumlar, inananların büyük çoğunluğunun benimsemesi sonucunda bir din anlayışı olarak varlığını devam ettirebilmişlerdir. Dinin özüne aykırı yorumlar ise bir sapma olarak görülmüştür.

bir yorum yaz