6. Sınıf 5. Ünite

Toplumumuzu Birleştiren Temel Değerler

Toplumumuzu Birlestiren Temel Degerler

İnsanları bir arada tutan ve bir toplum oluşturmalarını sağlayan bazı değerler vardır. Bu değerler sayesinde bireyler birbirlerine sevgi, saygı ve hoşgörü ile bakar ve bir arada yaşama kültürü geliştirir. Dinî değerler, Peygamber ve ehl-i beyt sevgisi, vatan, millet ve bayrak sevgisi toplumumuzu birleştiren, milli birlik ve beraberliğimizi güçlendiren değerlerdir.

Din

İnsanlar, bireysel ve toplumsal yönü olan varlıklardır. Bu nedenle topluluk halinde yaşarlar. Birlikte yaşama ihtiyacı olan insanların birbirlerine karşı bazı görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. İnsanların bu sorumlulukları yerine getirebilmesi için uymaları gereken bazı ilkeler vardır. Bu ilkeleri belirleyen unsurların başında din gelir.

degerler agaci

Din, sözlükte “âdet, yol, gidişat” anlamlarına gelir. Terim olarak ise “akıl sahibi insanları kendi istek ve hür iradeleri ile hayırlı olan şeylere götüren ilahi kanunlar” şeklinde tanımlanır. Din; Bireysel hem toplumsal hayatında insana yol gösterir. İnsanları ortak değerler etrafında bir arada tutar. Fertlerin birbirine bağlanıp kaynaşmasını ve sosyal hayatın uyumlu bir şekilde sürmesini sağlar.

Dinin önemle üzerinde durduğu değerlerden bazıları; sevgi, saygı, sorumluluk, adalet, yardımseverlik, doğruluk dürüstlük, güven ve empatidir.

Toplumda birlik ve beraberliğin sağlanması, dinî ve millî değerlerin yaşanabilmesine bağlıdır. İslam dini, inananlar arasında birlik beraberlik duygusu oluşturmayı amaçlar ve bunun sürdürülmesine büyük önem verir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de bu değerlere ve onların toplumsal açıdan önemli olduklarına işaret etmiştir.

deger

İslam dininde toplumsal bütünleşme, birlik ve beraberlik en önemli değerlerden biridir. Bu bütünleşme de öncelikle tevhid inancıyla sağlanır. İslam’da inananlar, Allah (c.c.) karşısında eşittir. Irkları, dilleri, renkleri ne olursa olsun ayrım yapılmaz. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.” ayetiyle açıklanmış, inananların sevgi ve kardeşlik bağı ile tek vücut olması istenmiştir.

mumin muminin kardesidir

İslam tarihinde din kardeşliğinin pek çok örneğini görmek mümkündür. Bunun en güzel örneğini bize ilk Müslümanlar göstermiştir. Hicret olayı, İslam toplumundaki birlik, beraberlik ve kardeşliğin en önemli sembolüdür. Hicret esnasında Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanlar çok zorluk çekmiş, tüm mal varlıklarını, evlerini, yurtlarını bırakıp Medine’ye taşınmışlardır. Ensar, muhacirlere yardım etme konusunda adeta birbirleriyle yarışmış, sahip oldukları pek çok şeyi paylaşmışlardır. Mekkeli ve Medineli Müslümanlar arasında gerçekleşen bu toplumsal dayanışma örneği Kur’an-ı Kerim’de övülmüş ve bütün Müslümanlara örnek gösterilmiştir. Ensar ve muhacir kardeşliği bugün de bütün Müslümanlar için örnektir.

İslam dininde insanlar; zenginlik, makam, mevki, soy, sop gibi özellikleriyle değerlendirilmez. Herkes Allah (c.c.) karşısında eşittir. Allah’a (c.c.) gönülden bağlı olan, itaat eden, inancında ve davranışlarında samimi olmaya çalışan herkes Allah (c.c.) katında değerlidir. Kur’an-ı Kerim’de bu konu hakkında şöyle buyrulmuştur: “… şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.”

İslam’da toplumsal birlik ve bütünlüğü, sosyal hayatın düzenini bozan, insanları birbirine düşüren kötü davranışlar yasaklanmıştır. İnsanları birbirine yaklaştıracak, sevgi, dostluk, kardeşlik duygularını canlandıracak davranışlar emredilmiştir. Hasta olan birini ziyaret etmek, komşu hakkı gözetmek, ihtiyaç sahibi birine yardım etmek, akrabaları ziyaret etmek, selamlaşmak, hediyeleşmek gibi güzel davranışlar emredilmiştir. Kıskançlık, israf, cimrilik, yalan söylemek, dedikodu yapmak, iftira etmek, hırsızlık gibi kötülükler ise yasaklanmıştır. Bütün bu emir ve yasaklar toplumun mutlu ve huzurlu olarak bir arada yaşayabilmesi için gereklidir.

Kur’an-ı Kerim’de Müslümanların birbirlerini iyiliğe teşvik edip kötülükten sakındırmaları emredilmiştir. Yüce Allah “… iyilikte ve kötülükten sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın…” buyurarak bu durumu ifade etmiştir. Bir toplumda iyiliği emreden, kötülükten sakındıran kimseler varsa orada birlik ve düzen vardır. Müminler arasında toplumsal bütünlüğün devamı buna bağlıdır.

Kur’an-ı Kerim’de aile, akraba ve komşulara iyi davranmak tavsiye edilmiştir. Yüce Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır: “… Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip övünenleri elbette sevmez.” Hz. Peygamber de sözleri ve uygulamalarıyla bunu desteklemiştir. Bir hadisinde “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, misafirine ikramda bulunsun. Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, akraba ile irtibatını sürdürsün…” buyurmuştur.

Toplumda birlik ve bütünlük duygusu tevhid inancıyla inşa edilmiş, arkasından ibadetlerle sistemleştirilmiştir. İbadetler, hem birey ile Allah (c.c.) arasında hem de inananlar arasında bağ oluşturur. Düzenli olarak yerine getirilen ibadetler, kişilerde ahlaki değerlerin yerleşmesine ve pekişmesine yardımcı olur. İnsanlar arasındaki sevgi ve muhabbet bağlarını kuvvetlendirir. İslam’da namaz, oruç, hac, zekât, sadaka, kurban gibi ibadetler toplumsal birliğin temelini oluşturan ibadetlerdir.

cemaat

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye’de nüfus kütüklerine kayıtlı en çok kullanılan isimler sırasıyla şunlardır:
Kadın İsmi         Erkek İsmi
Fatma                 Mehmet
Ayşe                   Mustafa
Hatice                Ahmet
Sizce bu isimlerin tercih edilme sebebi ne olabilir?

Ev halkı” anlamına gelen ehl-i beyt, İslam’ın ilk dönemlerinden beri Hz. Peygamberin ailesi ve soyu için kullanılan bir tabirdir.11 İslam toplumunda sevgi ve dostluğun kaynağı, kardeşlik ve yardımlaşmanın ortak noktalarından biri ehl-i beyttir. Çünkü Hz. Peygamberin aile fertleri, onun terbiyesinden geçmiştir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “… Ey Peygamberin ev halkı! (ehl-i beyt) Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.”

ehlibeyt

Ehl-i beyt, İslam toplumunda önemli bir yere sahiptir. Onlar, Hz. Peygamberin yanında bulunmuş, her türlü sıkıntıya onunla birlikte katlanmışlardır. Hz. Peygamberden öğrendiklerini yaşayarak diğer Müslümanlara örnek olmuşlardır. Tüm Müslümanlar ehl-i beyti samimiyetle sever. Bu sevginin temelinde Hz. Peygamber sevgisi vardır. Peygamber sevgisinin temelinde ise Allah (c.c.) sevgisi vardır.

Peygamber ve ehl-i beyt sevgisi İslam toplumunun ortak değeridir. Bu sevgi bizi bir araya toplar, birleştirir. Peygamber ve ehl-i beyt sevgisi toplumu etkilemiştir. Bu sayede kültür, sanat, edebiyat dünyamız zenginleşmiştir.

Vatan, Millet ve Bayrak Sevgisi

Din, dil, tarih ve kültür birliği içinde aynı toprak parçası üzerinde yaşayan insan topluluğuna millet denir. Vatan, bayrak, milli marş gibi değerler toplumda birliği sağlayan ortak değerlerin en önemlilerindendir. Bunlar, bir milleti millet yapan ve fertleri aynı gaye etrafında birleştiren değerlerdir. Bu değerler olmazsa o toplum kimliğini kaybeder. Toplum ancak bu değerlere bağlı olarak yaşadığı sürece mutlu ve huzurlu olur.

Vatan, toplumun ve milletin yuvasıdır. Atalarımız, “Bülbülü altın kafese koymuşlar. İlle vatanım demiş.” sözüyle bunu anlatmak istemiştir. Vatan denilen toprak parçası, bir milletin bağımsız olarak yaşadığı yerdir. Vatan, her ne kadar insanların yaşadığı toprak parçası olarak tanımlansa da yalnızca bundan ibaret değildir. İnsanların bir yeri vatan olarak benimsemeleri için manevi unsurlara da ihtiyaç vardır. Bunlar; din, dil, örf, adet, gelenek ve göreneklerdir. Bir millet, vatanı üzerinde bu değerleri koruduğu sürece varlığını sürdürür.

bayrak turkiye

İnsan doğduğu, büyüdüğü, anılar biriktirdiği, tarih ve kültürünün şekillendiği, akraba ve tanıdıklarının yaşadığı yere karşı sevgi besler. Ayrı kalınca özlemle vatanına kavuşmak ister. Hz. Peygamber de doğup büyüdüğü şehir Mekke’yi çok sevmiş, bu sevgisini şu sözlerle dile getirmiştir: “(Ey Mekke!) Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim.”

Vatanı ve milleti sevmek, korumak, savunmak kutsal bir görevdir. Bir toprağın vatan olma özelliğini devam ettirebilmesi için onun kıymetinin bilinmesi ve korunması gerekir. Din, dil, örf, adet, gelenek, görenek gibi manevi değerler ancak bu şekilde yaşatılabilir ve yeni nesillere aktarılabilir.

BAYRAK

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yeryüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!
(Arif Nihat ASYA, Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor, s. 24.)

Bayrak, bir milletin bağımsızlığının, birlik ve beraberliğinin sembolüdür. Rengini şehitlerimizin kanından alır. Ecdadımızın emaneti ve değerli bir mirasıdır. Bayrağın taşıdığı bu anlamdan dolayı ona yapılacak herhangi bir kötülük, söylenecek kötü söz kabul edilemez. Bu emaneti şerefle taşımak her bireyin vazifesidir. Bayrağımızı sevmek ve saygı göstermek duyguların en özelidir.

Bağımsızlığımızın sembollerinden biri de İstiklal Marşı’dır. Millî Şairimiz Mehmet Akif ERSOY, hürriyetin sembolü bayrağımızın şerefle dalgalanması için atalarımızın yaptığı fedakârlıkları millî marşımızda anlatmıştır. Bu fedakârlıkları hatırımızda tutmak, törenlerde millî marşımızı samimiyetle okumak hepimizin görevidir.

Vatanını ve milletini seven bir kimse; insanlar arasında din, dil, renk, ırk vb. konularda ayrım yapmaz. Vatan ve milleti uğruna fedakârlık yapmaktan çekinmez. Üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir.

Vatan, millet, bayrak gibi kutsal değerleri canı pahasına savunup bu uğurda yaralananlara gazi, ölenlere ise şehit denir. Şehitlik ve gazilik en yüce mertebelerdendir. İslam dini, insanların değerlerini paylaşarak bir arada yaşadıkları vatanı sevmeyi, korumayı emretmiş, savunmayı kutsal bir görev saymıştır. Bu açıdan Hz. Peygamber, vatan için nöbet tutmanın önemini şöyle anlatmıştır: “Bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay oruç tutup geceleri namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Şayet (kişi nöbette) ölürse yapmakta olduğu işin sevabı devam eder, rızkı da devam eder ve kabirdeki sorgu meleklerine karşı güven içinde olur.”

Vatanı savunmak, sadece sahip olunan toprakları korumak değildir. Üzerinde yaşayan insanların dinini, canını, malını korumak, huzur içinde yaşamalarını sağlamaktır.

Tarihimiz, şehit ve gazi olan nice askerlerin kahramanlık öyküleri ile doludur. Üzerinde yaşadığımız bu topraklar, kefensiz yatan binlerce şehidin kanıyla sulanmış mukaddes yerlerdir. Mehmet Akif Ersoy, dizeleriyle bu gerçeği dile getirmiştir:

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

15 temmuz

Şehit ve gaziler vatan, ezan, bayrak gibi değerleri korumak için gözlerini kırpmadan canlarını ortaya koymuşlardır. Bu topraklarda Kurtuluş Savaşı başta olmak üzere sayısız kahramanlıklar yaşanmıştır. 15 Temmuz’da sergilenen kahramanlık da bunun son örneklerindendir. Bu yüzden şehit ve gazilerimizi daima minnetle anmalı ve onlara şükran borcumuzu unutmamalıyız.

bir yorum yaz